Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem

09.07.2018 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın “resmen” yemin etmesiyle başlayan ve TEK ADAM REJİMİ olarak da adlandırılan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi‘ne bir çözüm olarak, Millet İttifakını oluşturan 6 muhalefet partisi yeni ve çok önemli bir girişimde bulundu. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem!

Millet İttifakı üyeleri, Ana Muhalefet Partisi olması nedeniyle, CHP önderliğinde bir dizi çalışmalar yaparak, 28 Şubat tarihinde düzenledikleri bir toplantıyla, bu çalışmayı tüm Türk halkı ve dünya ile paylaştılar.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem!

Sloganları da oldukça anlamlı bence. Yarınının Türkiye’si İçin!

Peki böyle bir çalışma neden yapıldı? Bu aşamaya nasıl geldik? Neden bu kadar geç kalındı?

Bu aşamaya nasıl geldik?

3 Kasım 2002 tarihinde yapılan genel seçimlerin sonucunda, mecliste 365 milletvekili çıkartan AKP tek başına iktidara geldi. Akabinde ilk birkaç yıl AB‘nin de uyum yasalarıyla, büyük hamleler yapılarak, Türkiye ve Türk halkının yararına birçok yeni yasalar çıkartıldı. Bu dönemlerde meclis, az da olsa, etkiliydi.

Henüz Tek Adam Rejimine geçilmemişti ama sinyaller de verilmeye başlanmıştı. İktidar, maalesef, çok kaba ve teamüllere aykırı bir dil benimsemişti. Sadece iç siyasette değil, dış siyasette de durum buydu. Muhalefete bağırıyor, vatandaşa hakaret ediyor, dış politikada uluslararası diplomatik uygulamaların tam tersine “hayt huyt” taktiği uygulanıyordu. Eyyy Amerika! Eyyy İsrail! naraları iç siyasette karşılık buluyor, insanlar sanki çok iyi bir şey yapmışçasına, bu naraları alkışlıyordu. Hatta bazı Arap ülkelerinde de popülerliği artıyordu. One Minüt olayı ise, bence, dış siyasetteki cehaleti ortaya koyuyordu.

29 Ocak 2009 tarihinde Davos‘ta yapılan bir zirvede, diğer konuşmacı olan “Şimon Peres’e One Minüt” çekilmişti. O zaman Peres cevap vermese de, olaydan yaklaşık yarım saat sonra, basının karşısına çıkmış ve yapılan hareketi esefle karşıladığını bildirmiş ve olayı büyütmeyecek bir diplomatik üslupla, dünyanın gözünde itibar kaybetmeden ve olayı diplomatik bir soruna dönüştürmeden sonlandırmıştır. Ama dünya Peres‘i takdir etmiştir. nedeni ise çok basit! Peres diplomatik teamüllere uygun bir şekilde, sakin davrandı!

Daha sonra bu “kaba” dil artarak devam etti. İktidarın 5. yılından sonra daha da agresifleşti. Atatürk‘e ve silah arkadaşlarına hakaretler birbiri ardına gelmeye başladı. Cumhuriyet ve demokrasi yerine Padişahlığı, Halifeliği ve şeriat yasalarını savunmaya, 8 yıllık kesintisiz eğitimi, sadece imam hatiplerin önünü açmak için, kaldırmaya başladı. Andımızı kaldırdığında MHP lideri:

Türk’üm, Doğruyum haykırışıyla başlayan Öğrenci Andımız; 10 Mayıs 1933 tarihinden itibaren uygulamaya konulmuş; 1972, 1997 ve 2012 yıllarında da değişikliğe uğramıştır. And, adı üstünde yemindir, milli ruhun körpe dimağlara aşılanması, milli değerlerin aktarılmasıdır.

demiş, AKP‘nin Açılım Sürecini başlattığında da çok ciddi eleştiriler yöneltmiştir.

Hangi zaviyeden bakarsak bakalım, Türkiye iyi durumda değildir.

Gelişmeleri hangi dünya görüşüyle yorumlarsak yorumlayalım, Türk milletinin akıbeti iç açıcı görülemeyecektir.

AKP, 13 yıl içinde ülkemizin posasını çıkarmıştır.

AKP, 13 yılda milli bekanın üzerine kabus gibi çökmüştür.

AKP; umut katili, güven hasmı, doğruluk karşıtı, huzur muhalifidir.

Ahlaka en ağır darbeyi indirenler iktidardadır.

Adalete en vahşi muameleyi reva görenler iktidardadır.

Yolsuzluk ve yoksulluk illetini azdıranlar gene iktidardadır.

İktidardaki kara parti, Türkiye’nin aleyhine ne varsa sahiplenmiştir.

Hayatın her alanı yıkım ve yozlaşmanın tesir ve kapanındadır.

Vatanımızın her yöresi yalanın, şirkin ve gayri meşru heveslerin gölgesindedir.

Devletimizin her kurumu, bizi ayakta tutan her kültürel miras çürümektedir.

Varlığımız yakın tehditlerle sarsılmaktadır.

Nitekim vaziyet çok ama çok kötüdür.

Milletimizi bir arada tutan, tarihsel devamlılığına anlam ve değer katan kıymet hükümleri AKP aracılığıyla tahrip ve talan edilmektedir.

Terörü İmralı’dan yöneten eşkıya başı hayal dahi edemeyeceği bir konum ve duruma yükseltilmiştir.

Bölücü örgüt jestlerle dirilmiş, tavizlerle silahlanmış, pazarlıklarla Türkiye Cumhuriyeti’nin karşısına sanki muadili bir güç, sanki eşit bir muhatabı gibi dikilmiştir.

AKP, PKK’yı omuzunda taşımış, havalarda gezdirmiştir.

AKP, PKK’ya ruhunu kaptırmış, irade ve iffetini devretmiştir.

Kandil hayranlığı AKP’nin aklını almış ve afallatmıştır.

Bu sözleri, 28 Şubat 2018‘de AKP ile ittifak kurmadan önce, 2015 yılında söylemiştir. Peki 3 yılda ne değişmiştir de, demokrasiye bu darbeyi indirebilmiştir MHP lideri? Milliyetçilik mi? Hiç sanmıyorum! Güç hırsından başka bir şey değil. Hakaret ettiğin biriyle dostluk ve hatta ittifak kurmak, öncelikle kendi şahsına, sonra seni takip edenlere sonra da tüm Türkiye’ye saygısızlık ve ihanettir.

Bu sözler sonrasında, 16 Nisan 2017 yılında yapılan anayasa değişikliği referandumu (Anayasanın 18. maddesi için değişiklik) öncesinde, MHP’nin de desteğiyle meclisten yasayı geçirerek, referanduma gitmişlerdir. Peki 18. madde ile neyi değiştirdiler?

…yürürlükteki parlamenter sistemin kaldırılarak yerine başkanlık sisteminin getirilmesini, başbakanlık makamının ortadan kaldırılmasını, meclisteki vekil sayısının 550’den 600’e çıkarılmasını ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) yapısında değişiklikler yapılmasını içermektedir.

Bu arada, yasal olarak bir tek adam rejimi olmasa da, meclis çoğunluğu nedeniyle, birçok konuda meclis bypass edilerek, iktidarın istediği, neredeyse, her şey kolaylıkla meclisten geçmeye başladı. Geçmişten günümüze kadar Cumhuriyetin tüm kazanımları, ki birçoğu Atatürk‘ün ve çalışma arkadaşlarının eserleridir, satılmaya başlandı. Çünkü ekonomide dikiş tutmuyordu. Üretimi, tarımı ve hayvancılığı bitirdikleri için, sadece bacasız fabrika, turizm, geliri vardı. Tabii ki bazı ihracat ürünlerimiz vardı ama aç gözlülüğe yetmiyordu. Uçaklar almak, saraylar yaptırmak, lüks araçlara binmek ve aşırı lüks düşkünlüğü nedeniyle hiçbir gelir yetmiyordu. Çünkü İTİBARDAN TASARRUF EDİLEMEZDİ(!) ve etmediler de

Ben bu her şeyi satma işini şuna benzetiyorum:

Çalışmıyorsunuz ve ihtiyaç oldukça da evdeki eşyaları satarak günü kurtarmaya çalışıyorsunuz. Çünkü eşiniz, çocuklarınız devamlı lüks tüketim maddelerini istiyorlar. Çalışmak da zor geliyor. Sonuç olarak da evdeki eşyalar bitince sıra neye gelecek sizce? Evi satmaya! Şu aşamada EVİ SATMAYA başladık zaten!

Neyse asıl konumuza geri dönelim. 2017 referandumu sonrasında, zaten askıda olan meclis, tüm güvenirliğini, etkinliğini ve çalışma düzenini tamamen kaybetti. Muhalefetin sayısı yetmediğinden, güçlü bir eylem de sergileyemez oldular meclis içerisinde. Referandum sonrası, maalesef yine, sonuç AKP lehine olduğu için, artık; Yasa, Anayasa, Hak Hukuk, Adil Yargı vs. gibi tüm olgular, tek imza ve tek adamın dudakları arasındaydı ve öyle olmaya da devam ediyor.

İşte burada da Güçlendirilmiş Parlamento Sistemi devreye giriyor! peki neler var bu sistemin içerisinde? Öncelikle okumak isteyenler için link BURADA. Başlıklarını paylaşmak isterim. Ama ÖNSÖZ bölümünü özellikle tümüyle paylaşmak istiyorum:

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem!

Toplumu en geniş yelpazede temsil eden altı siyasi parti olarak, bizler, Türkiye’nin yıllardır görmeyi umut ettiği tarihi bir çalışma için bir araya geldik.

Ülkemiz, Cumhuriyet tarihinin en derin siyasi ve ekonomik krizlerinden birini yaşamaktadır. Toplumsal, siyasal ve ekonomik sorunlar her geçen gün artarak etkisini ağır bir biçimde göstermektedir. Bu krizin en önemli sebebi kuşkusuz, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” adı altında uygulanan keyfi ve kural tanımaz yönetimdir.

Hepimizin ortak sorumluluğu, uzlaşarak ve birlik içinde bu krizi aşmak, derin sorunlarımızı demokratik siyasetin alanını güçlendirerek, çoğulculuk ve katılımcılık temelinde çözebilmektir.

Bu inanç ve kararlılıkla, demokratik hukuk devletini hâkim kılmak amacıyla Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metni üzerinde demokrasinin temel ilkeleri olan istişare ve uzlaşmayı esas alan yoğun bir çalışma gerçekleştirdik.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metnini hazırlayan partiler olarak bizler, etkin ve katılımcı bir yasama, istikrarlı, şeffaf ve hesap verebilir bir yürütme, bağımsız ve tarafsız bir yargı ile kuvvetler ayrılığının tesis edildiği güçlü, özgürlükçü, demokratik, adil bir sistem inşa etme kararlılığı içindeyiz.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ile geçmişe dönmeyi değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin köklü devlet ve Cumhuriyet tecrübesinin demokrasi ile taçlandırıldığı yeni bir sisteme geçmeyi hedefliyoruz. 

Biliyoruz ki Türkiye’nin istişare ve uzlaşı ile çözülemeyecek hiçbir sorunu yoktur. Önemli olan, tüm farklılıklarımızla beraber “biz” düşüncesini, temel hak ve özgürlüklerin Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği normları çerçevesinde güvence altına alındığı, bireylerin eşit ve özgür vatandaş olarak düşüncelerini özgürce ifade edebildiği ve inandığı gibi yaşayabildiği demokratik bir Türkiye’yi inşa etmektir.

Öte yandan hedefimiz; kamu yönetiminde şeffaflık, eşitlik, tarafsızlık ve liyakatin sağlanması, yolsuzlukla etkin mücadele edilmesi, Siyasi Etik Kanunu ile siyasi makamların millete hizmetten başka bir amacının olmamasının güvence altına alınmasıdır.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ile “Yarının Türkiyesi’ni” inşa etmek için milletimizin talepleri doğrultusunda önemli bir adım attık. Ülkemize adalet, barış, refah ve huzur getirmesi inancıyla bu sistemi hayata geçirmeyi taahhüt ediyoruz. 

Sadece başlıkları vererek devam edeceğim çünkü, gerçekten, sizlerin bu deklarasyonu okumanızı çok istiyorum. İndirme linkini tekrar paylaşıyorum.

  • GÜÇLENDİRİLMİŞ PARLAMENTER SİSTEMİN TEMEL ESASLARI,
  • DEVLETİN TEMEL ORGANLARININ GÜÇLENDİRİLMESİ,
  • ETKİLİ ve KATILIMCI YASAMA,
  • Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Giden Yolların Demokratikleşmesi,
  • Yasama Faaliyetlerinin Etkinleştirilmesi,
  • Kanun Yapım Süreçlerinin Demokratikleştirilmesi,
  • Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Denetim Yetkisinin Güçlendirilmesi,
  • Bütçe Hakkının Devredilmezliği,
  • İSTİKRARLI ve HESAP VEREBİLİR YÜRÜTME,
  • Cumhurbaşkanı,
  • Bakanlar Kurulu,
  • Olağanüstü Hal Yönetimi,
  • BAĞIMSIZ ve TARAFSIZ YARGI,
  • Yargı Sistemi ile Hakimlik ve Savcılık Mesleği,
  • Hakimler Kurulu ve Savcılar Kurulu,
  • Barolar ve Türkiye Barolar Birliği,
  • Anayasa Mahkemesi,
  • Danıştay ve Yargıtay,
  • Yüksek Seçim Kurulu,
  • Sayıştay,
  • DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİNİN GÜÇLENDİRİLMESİ,
  • TEMEL HAK ve ÖZGÜRLÜKLER,
  • Düşünce ve İfade, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü ile Örgütlenme Özgürlükleri,
  • Din ve Vicdan Özgürlüğü,
  • Kadın Hakları,
  • Basın Özgürlüğü,
  • Sivil Toplum,
  • Sosyal Haklar,
  • Çevre Hakları ve Sürdürülebilirlik,
  • KAMU YÖNETİMİ,
  • Kamu Yönetimi İlkeleri,
  • Kamuya Alımda Liyakat ve Mülakat,
  • Yolsuzlukla Etkin Mücadele,
  • Yerel Yönetimler,
  • Akademik Özgürlük ve Üniversiteler,
  • Düzenleyici ve Denetleyici Kurumlar,
  • SİYASİ ETİK KANUNU.

Tüm başlıklar gerçek anlamda Demokrasinin yerleşmesi için çok gerekli. Ancak bu toplantılarda bir şey unutulmuş! Ve çok ama çok önemli bir konu! Ama bu konuyu biraz açmak istiyorum:

  1. Siyasetçiler toplumun patronu değildir ve kendilerini patron olarak görmekten vazgeçmeleri gerekmektedir.
  2. Vatandaşların da o siyasetçileri bulundukları makama kendilerinin getirdiklerini unutmaması gerekiyor. Patron halktır, oy verip bir maka sahibi yaptığımız siyasiler değil.
  3. Siyasi parti liderlik sultasının kalkması konusunda da bir şey göremedim. Parti liderleri, ölene kadar oturacakları bir koltuğa sahip olmuyorlar lider olduklarında. Bu nedenle, başarısızlık durumunda, istifa etmeyi öğrenmeleri gerekir. İstifa olayı sadece liderler için değil, tüm bakan ve MV’leri için de geçerli olmalıdır.
  4. Asgari ücret ve emekli maaş zamları belirlenirken, bir türlü karar veremeyen komisyonlara baktığımızda, siyasetçilerin (tüm partiler dahil) asgari ücret ve diğer sabit gelirlilerin maaş belirlemesinde çok CİMRİ olduklarını görüyoruz. Ama konu MV maaşlarına geldiğinde, nedense, tüm meclis birlik olup geciktirmeden işi bitiriyorlar. Bu konunun çözümlenmesi gerek. Hızlı ve etkin bir çalışma için, bencil siyasetçilerden oluşan komisyon yerine, bir yasayla ve ENFLASYONUN üzerinde bir zam verilmesi sağlanabilir. İnsanları bir kaç kişinin ego ve bencilliklerine bırakmak, yapılacak en kötü şeydir.
  5. Bir Millet Vekilinin maaşı Asgari ücretin, en fazla, 1,5 katı olmalıdır.
  6. Millet Vekillerinin emekliliği kabul edilemez. Özellikle son düzenlenen emeklilik şartlarına göre, haksızlığın NİRVANASIDIR! Binlerce insan emekli olabilmek için yıllarca beklerken, ohhh ne ala, bir dönem MV ol ve ömür boyu maaş al. Hem de onlara bu makamı veren vatandaşın ücretli aldığı tüm hizmetler ve fazlasını ücretsiz almaları hiçbir hakkaniyet anlayışına sığmaz. her Millet Vekilinin zaten bir işi olduğu düşünüldüğünde, bol bol BALLI avantaj sağlamaları kabul edilemez.

Sonuç olarak, güzel bir çalıştayın sonucunda, güzel sonuçlar çıkmış ortaya ama eksikliklerin acilen giderilmesi gerekmektedir.

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.