Neden Bu Kadar Aç Gözlüyüz? – 2

İlk Yazıyı Okuyun

İlk Yazıyı Okuyun

Faizle İnatlaşma

Faiz konusunu da her zamanki gibi dine bağladık! Kimse kimsenin dinine karışmamalı. Bunun için de Ulu Önder Laiklik ilkesini getirdi. Yaptığı hiçbir şey boşa değilmiş, bunu her gün kanıtlamak kadar güzel bir şey olamaz. Neyse konumuza dönelim! 

Bir yönetim yaptığı ya da yapacağı her şeyi  bir inanca, bir felsefeye ya da bir dine bağlarsa, sonunun hiç de iyiye gitmediğini son 40 yıldır net bir şekilde görüyoruz. Faiz kötü bir şey mi? EVET! Ancak faizle savaşmak için Ekonomist lazım, din değil! Kaldı ki, faiz haramsa, sözüm ona dini katılım bankalarının verdiği KAR PAYI(!) nedir? O bankalar ne yapıyor? Diğer bankaların yaptıklarını! Senin paranı kredi olarak, kredi kartı olarak satıyor ve sonucunda elde ettiği kardan sana pay veriyor. Adı faiz olmayınca HARAM olmuyor mu bunu çok merak ediyorum. Sonuçta her yönetime gelen, bilinçsizce içimize sokulmuş SERBEST PİYASA EKONOMİSİNİ kabul edip, uygulamaya devam ediyor. Bu durumda, bilime tamamen zıt olan bir yöntemle faizle savaşmak kadar yanlış ve saçma bir şey olamaz. 

Eğer indirilmesi gerekiyorsa, TC Merkez Bankası bürokratları indirirdi (Tabii BAĞIMSIZ olsaydı!). Ya da yükselmesi gerekiyorsa, yükseltirdi. Belirttiğim gibi, BAĞIMSIZ olsaydı. Bu da gösteriyor ki, eğer bir sistemin olması gereken işleyişine çomak sokulursa, o sistem çöküyor. Peki neden inatlaşılıyor?

TC Merkez Bankası Bağımsız Olmalı…

Aslında olay ekonomist falan olması değil. Tüm sağ görüşlü partilerin ortak hastalığı olan OY avcılığı ve KOLTUK sevdası için uygulanan ve Ülkeye çok fazla zarar veren, oldukça yanlış bir uygulama ve politika. Bu inat yüzünden ülke ekonomisi berbat ötesi bir hale geldiği gibi, yoksulluk da her geçen gün artıyor ve görünen o ki artmaya da devam edecek. Zamlar hemen herkesin belini bükmedi, direkt belini kırdı.

Liyakatın önemini, özellikle son 20 yılda, çok iyi anladık. Anladık anlamasına da, bir türlü bu İNADI kıramadık. Bu inadı kırmanın tek bir yolu var! Erken seçim ve yönetimin değişmesi. Başka bir seçenek kalmadı artık.

Saçma sapan SERBEST PİYASA EKONOMİSİ, (Bu konudaki yazımıza linkten ulaşabilirsiniz)

Tüm dünyanın en büyük sorunlarından biri Serbest Piyasa Ekonomisi…

Her Şeyi Ben Bilirimcilik

Bir insan her şeyi bilebilir mi? Ne düşündüğünüzü çok merak ediyorum aslında. Bence bu, tabii ki, mümkün değil. Belirli ilgi alanlarına göre ya da aldığı eğitimle alakalı konularda bir şeyler bilmesi ya da uzman olması tabii ki mümkün ancak her şeyi ben bilirim demek, olsa olsa, sadece narsistik ve şişirilmiş ego nedeniyle olabilir. Narsistik kişilik bozukluğu nedir diye sormak gerek bu durumda:

Narsistik kişilik bozukluğu taşıyan bireylerin çoğunluğu yükseltilmiş özgüven ve kendilerine besledikleri çarpıtılmış hayranlık ile yaşamlarını sürdürür. Bu insanlar çevrelerinden de aynı şekilde hissettikleri bu duyguların çoğaltılmasını beklerler. Çoğunlukla benmerkezci kişilik özellikleri ile beraber empati yoksunluğu, kişiliği fazlasıyla büyütme (abartma), başarıya ve güce bağımlı davranışlarla kendilerini belli ederler.

Burdan yola çıkarak, yaşadıklarımızı anlamak çok da zor olmasa gerek…

Anayasa başta olmak üzere, yasaları hiçe saymak

Maalesef sadece bizim değil, bizim gibi geri kalmış ülkelerin hepsinde bu sorun var. Geri kalmış derken, gelişmekte olan ülkeler diye bir sınıf oluşturuldu tüm dünyada. Gelişmekte Olan sözleri beni çok güldürüyor :). Neden mi? Çok basit aslında! Bu sınıfa dahil edilen ülkelerin hepsi geri kalmış da ondan. Geri kalmış derken teknoloji kullanımı konusundan bahsetmiyorum. O konuda, birçok gelişmiş ülkeye dağlar gibi bir fark atarız. 

Ne demek bu Gelişmiş Ülke terimi? Birleşmiş Milletler eski genel sekreteri Kofi Annan, gelişmiş ülke terimini şu şekilde tanımlamıştır:

Gelişmiş bir ülke, bütün vatandaşlarına güvenli bir ortamda özgür ve sağlıklı bir hayat yaşamaya olanak sağlayan ülkedir.

Bu konuda Wikipedia‘de güzel ve detaylı bir açıklama da var:

Gelişmiş ülke, bazı kriterlere göre yüksek düzeyde gelişme göstermiş ülkeler için kullanılan bir terimdir. Hangi kriterlerin kullanılacağı ve hangi ülkelerin gelişmiş olarak tanımlanması gerektiği büyük bir tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Ekonomik kriterler genel olarak değerlendirmelerde baskın olmaktadır. Bu kriterlerin en çok kullanılanlarından biri kişi başına düşen millî gelirdir; yüksek millî gelire sahip ülkeler gelişmiş ülke olarak tanımlanmaktadır. Diğer bir ekonomik kriter ise sanayileşme düzeyidir; sanayi sektörünün egemen olduğu ekonomiler gelişmiş sayılmaktadır. Günümüzde başka bir kriter, ekonomik ölçümü, millî geliri, eğitim ve sağlık düzeyini kombine eden İnsani Gelişme Endeksi daha egemen olmuştur. Bu kritere göre yüksek insani gelişmişlik endeksine sahip ülkeler daha gelişmiştir.

Bu kriterlere uymayan ülkeler genel olarak gelişmekte olan ülke olarak sınıflandırılmaktadır.

Yani, ne kadar çok lüks tüketim aracına sahip olduğun değil, ne kadar teknoloji ve sanayi ürünü ürettiğin ve dolayısıyla da ihrac ettiğin daha önemlidir.

Son 20 yılda üretim namına bir şey kalmadığını ve neredeyse tüm Cumhuriyet kazanımlarının satıldığı, yeni üretilen beton ve asfaltların da Yap – İşlet – Devret gibi bir garabetle yapıldığı ve tüm halkın yıllarca sürecek BORÇ BATAĞINA battığını da unutmamak gerek.

Sadece Kamu İhale Kanunun (2022 tarihine kadar 192 kez) kaç defa değiştirilip, birçok AÇIK KAPILAR yaratıldığını akıllardan çıkarmamak gerek…

Sadece Kamu İhale Kanunun (2022 tarihine kadar 192 kez) kaç defa değiştirilip, birçok AÇIK KAPILAR yaratıldığını, Anayasa‘ya aykırı ne kadar çok KARARNAME çıkartıldığını, insanların haklarının Anayasa ve yasalara rağmen nasıl gasp edildiğini (EYT ve atanamayan birçok gencimiz en büyük örnektir), gelir adaletinin yasalara aykırı olarak nasıl bozulduğunu, insanın en temel haklarından biri olan İfade Özgürlüğünün nasıl yok sayıldığı gibi örnekler bazıları. Bu örnekler o kadar çoğaltılabilir ki, kitap bile yazılabilir.

İlk Yazıyı Okuyun

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.